Danimarkalı yönetmen Susanne Bier 27 Şubat 2011’deki 83. Geleneksel Akademi Ödülleri’nde ilk Oscar’ını kazandı. Bier’ın 2010 yapımı filmi In a Better World (Daha İyi Bir Dünyada) Mikael Persbrandt, Trine Dyrholm ve Ulrich Thomsen’in rol aldığı, kusursuzluğun yıkımını ve intikamla barışçılık arasındaki kişisel tercihi anlatan bir dram.

susanne_bier580

Susanne Bier Yabancı Dilde En İyi Film ödülünü alan üçüncü Danimarkalı yönetmen. Önceki kazananlar 1987’de Babette´s Feast (Babette’in Ziyafeti) ile Gabriel Axel ve 1988’de Pelle the Conqueror (Fatih Pelle) ile Bille August’dı.

Akademi Ödüllerinden önce Susanne Bier’la bir röportaj yaparak Oscar’ı kazanmanın ona ne anlam ifade edeceğini, Hollywood ve Avrupa’da çalışmayı, sıradaki projesini ve daha birçok konuyu konuştuk.

Susanne Bier’la röportaj

Richard Steed, gazeteci

Sizin filminizin ve Danimarka sinemasının Altın Küre ödüllerinden sonra şimdi de Oscar ödüllerinde tanınması ne kadar önemli?

Sadece 5.5 milyon insan tarafından konuşulan bir dille iletişim kurabileceğimiz bir sese sahip olmamız çok önemli. Küçük bir ülkenin, küçük dilimizi aşan ve etki yapan hikayeler anlatabilmesi çok önemli.

Altın Küre kazanmak nasıl bir duyguydu?

Ödül töreninden önce bazı gazetecilerle konuşuyordum ve bahisçilere göre kazanmayacağımı söylediler. Ben de kazanma şansım yok diye düşündüm. Filmim ödülü hak etmediğinden değil ama şansımı düşürecek bazı resmiyetler vardı ortada. Film henüz gösterime girmemişti, filmde ünlü isimler rol almamıştı ve diğer filmler Amerikan izleyicisi tarafından çok beğenilmişti. Diğer filmlerin daha güçlü yarışmacılar olduğuna kadar vermiştim ve o kendimi o düşünce tarzına kaptırmıştım.

In a Better World’ün kazandığı açıklandığında neredeyse duymadım çünkü kazanamayacağımdan emindim. Aynı masada oturduğum insanlar ‘Sensin, sensin,’ diye bağırıyorlardı. Konuşma hazırlamıştım ama sahneye çıktığımda neredeyse felç olmuştum ve kelimelerin hiçbirini göremedim. Çok mutlu ve gururluydum ama nedense aklımda hala başka insanları tebrik ediyordum.

Sizi filminizin ana temaları olan intikam ve affetmeye çeken neydi?

Ben intikam kavramının artık günlük konuşmamızın bir parçası olmasını çok ilginç ve zamanlı buluyorum. On yıl önce bu kadar kolaylıkla kullanılmıyordu ama şimdi bazılarına hala tuhaf gelse de bilinçaltımıza doğal bir şey olarak yerleşmiş durumda. Ama gazetelerde ve medyada gördüğümüz için sürekli yüzleştiğimiz bir olgu. Buna rağmen çoğu kişi için hala korkutucu ve yabancı bir kavram.

Filmin intikam kavramına ve ima ettiklerine eğlenceli ve dikkat çekici bir tavırla yaklaştığını düşünüyorum. İntikam isteğini ve dünyaya adalet getirme ihtiyacını anlıyor ama sonunda tatmin olmayacağınızı da belirtiyor. Bana sorarsanız affetmek daha iyi bir seçim.

Seyircilerin filminizden ne gibi çıkarımlar yapmasını umuyorsunuz?

Seyircinin anlamasını istediğim özel bir şey yok. Filmin tüm amacı seyircileri düşünmeye itmek. Film de sizin sorduğunuz soruyu soruyor. Ama son derece bilinçli olarak ve açıkça cevap vermekten kaçınıyor ve ben de doğru cevabı bilmiyorum. Yönetmen olarak benim görevim kendi fikrimi size dayatmak değil, benim görevim sorular sormak ve seyircilerin o soruları kendilerinin cevaplayacağını ummak.

Avrupa yapımı bir sanat filminin Amerikan seyircisine ulaşması ne kadar zor?

Dili Danca olduğu için film şüphesiz sanat filmi olarak görülüyor ve bu durum hep aynı olacak. Ama sanat filmi olması başarılı olmayacağı anlamına gelmiyor ve Altın Küre kazanmanın da katkısı var tabi. Seyirci olarak filmi beğeneceğimiz kesinse para verip izleriz ve Altın Küre de filme otorite damgası vurmuş oluyor. Filmleri satan diğer bir özellik de ünlü oyuncular ama bu filmde uluslararası yıldızlar yok. O yüzden onay mührü Altın Küre’den geldi, şimdi de sırada Oscarlar var. Bu filmden haberi olmayan sanat filmi seyircileri için büyük katkısı olacak.

Avrupa’nın yanı sıra Hollywood’da da çalıştınız, ikisi arasında bir tercihiniz var mı?

Hayır, ikisini birden yapabileceğimi düşünüyorum. Hollywood’la sürekli iletişim halindeyim ve çok ilginç projelerde çalışabiliyorum var ama oraya tamamen bağlı olmama ayrıcalığım olduğunu düşünüyorum. Çok heyecan verici ve harika bir yer bence. Ama Danimarka filmleri yapmayı asla bırakmam. Danimarkalı seyirciler için Danca filmler yapmayı seviyorum ve değişim yapmayı düşünmüyorum.

Sizce Danimarka sineması şu an yeni bir güven, bir Rönesans dönemi mi yaşıyor?

Danimarka’nın güvensiz olduğu birkaç yıl oldu. 90lardaki Dogma akımından sonra bir sessizlik dönemi oldu. Son zamanlarda Danimarka sineması yurt içinde de başarılıydı. Ama şu anda cevaplaması zor bir soru, birkaç yıl sonra tekrar sorun.

Danimarka’da bir film finanse etmek kolay mı?

İyi bir senaryonuz varsa desteklenirsiniz. Parayı ilk denemenizde alamayabilirsiniz ama iyi bir senaryo ve gerçekçi bir bütçeyle başarılı olursunuz. İlk kez yönetmenlik yapan birine biraz zor gelebilir çünkü daha deneyimli Danimarkalı yönetmenler gibi geçmişi yoktur ama iyi senaryo ve düşük bütçeyle muhtemelen istediğinizi alırsınız.

Sıradaki film projeniz nedir?

Yazma partnerim Anders Thomas Jensen’la çok şirin bir romantik komedi üzerinde çalışıyoruz. Bu film de Zentropa tarafından finanse ediliyor.

Hollywood’da kadın yönetmen olmak nasıl?

Farklı muamele gördüğümü hissetmiyorum. Hollywood’da birçok önemli kadın yönetici var ama kadın yönetmenler hala çok az. Genel olarak toplumda her alandaki önemli pozisyonlarda kadınların az olması üzücü bir durum. Ben bu durumun genç kadınların hala kariyer ve çocuk arasında seçim yapmak zorunda kalmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Benim iki çocuğum var ve öyle bir seçim yapmak zorunda olmadığım için şanslıyım çünkü o seçimi yapmayı hiç istemedim.

Oscar’a aday gösterileceğinizi hiç hayal etmiş miydiniz?

Komik bir durum; Ben hiçbir zaman kariyer odaklı düşünüp, kariyerimin şu yönde gitmesini istiyorum demedim. Hep projelere ve hikayelere bağlanan biri oldum. Bu anlatmam gereken bir hikaye, söylemek istediğim bir şey diye düşündüm. Daha büyük düşüncelerim olmadı ama tabi ki sahip olduklarımdan çok memnunum.

Oscar kazanmak size ne anlam ifade eder?

Çok büyük anlamı olur, bir yönetmen olarak alınabilecek en büyük ödül, o yüzden film için çok anlamlı ve gerçekten mükemmel olur. Ben oldukça mutlu bir insanım o yüzden ne olursa olsun eğleneceğimi düşünüyorum ama tabi ki kazanmak da harika olurdu.