Dünyanın birçok bölgesinde bilinmeyen fakat Danimarka’da her yerde olan bir şeydir. Kış sezonu boyunca, Danimarka milli sporu hentboldür.

Birdenbire spor arenası çok durgunlaştı. Korkutucu bir maç ve iki periyodluk ekstra zamanın ardından, Atina’daki 2004 Olimpiyat Oyunları hentbol finalinde Danimarka ve Güney Kore arasındaki skor hala 34’e 34’tü. Bu sebeple maçın kazananı penalti vuruşuyla belirlenmek zorunda kalındı. Her iki takım da aylarca süren turnuvada altın madalyayı kazananın kim olduğunu belirlemek için beşer atış yaptı.

By Tina Ravn. Focus Denmark no 4 2011

Danimarka kalecisi Karin Mortensen’di. 7 yıl sonra bile, kariyerinin en önemli anı aklında taptaze duruyor:

”Gözümün ucuyla Danimarka Kraliçesi ve Prensi’ni görebiliyordum.” diyor, ellerini yukarı ve sağa doğru hareket ettirerek.Bugün oturduğu apartmanda, görülebilen tek beyaz tavan onundur.

”Arkamda maç boyunca bağıran ve hunharca eğlenen Danimarkalı bir grup yelkenci vardı. Daha sonra küçük deri topa ve önümdeki rakibime odaklandım.” diyor.

Güney Koreli oyuncu atışını yaptı ve ilk top Karin Mortensen’i geçerek ağlara gitti.

Danimarka takımı da ilk vuruşu gole çevirmeyi başardı. Bu sebeple Danimarka kalecisi ikinci vuruşta gole engel olduğunda heyecan değişmedi.

Top, Karin Mortensen’in sağ ayağıyla ağların dışına gönderildi. Karşı takımın bir sonraki atışı da kalecinin sol diziyle bloklanınca ağları bulamadı. Danimarka takımı her atışı gole çevirmeyi başarınca, Danimarka olimpiyat altın madalyasını kazandı.

”Kendimizi yere büyük bir yığının üstüne attık, heyecana dayanamayıp sahayı terk eden koçumuz da geri geldi.” diyor Karin Mortensen.

A-nation-that-plays-the-ball580

Ulus için bir takım sporu

Kutlamalar, Ağustos 2004 pazar günü Atina’daki spor arenasıyla sınırlı kalmadı. Yunanistan’a gelen binlerce fanın yanısıra, Danimarka’da televizyondan maçı seyreden 17 milyon insan vardı.  Bu alışılmadık bir şey değil -Ocak 2011’de yaklaşık 3.2 milyon Danimarkalı -ki bu da nüfusun %60’ına tekabül eder- erkekler dünya hentbol şampiyonasını seyretti. Dünyada hentbolün Danimarka’daki kadar popüler olduğu sayılı ülke vardır.

7şer oyuncudan oluşan 2 takım, artı hız, taktiksel beceri ve karşılıklı etkileşimi içeren oyun, yıllardır güneşli pazar günlerinde her yaştan Danimarkalıyı televizyon karşısına kilitlemektedir. Futbolun aksine hentbol, her iki cinsiyet için de eşit derecede popülerdir.

Danimarka hentbolü hakkında kitap yazan Thomas Ladegaard’a göre, bunun sebebi Danimarkalıların takım sporlarına olan sevgisi:

”Hentbol bir takım sporudur, çünkü bir oyuncu tek başına başarılı olamaz. Farklı sosyal sınıflardan olan insanların bir arada oynadığı bir toplum fikri Danimarka’da oldukça derin bir kökene sahiptir.” diyor.

27-0

Hentbolün ilk küçük adımlarını attığı yer Danimarka’dır. 100 yıl önce, iki öğretmen  öğrencileriyle hentbol gibi bir oyun oynamaya başlamış ve daha sonra aynı bölgede yaşamaya başladıklarında birbirlerini tanımaya başlamışlar. İlk maç 27-0 sona ermiş.

Bu yeni oyun zamanla Danimarka’nın komşu ülkelerine de hızla yayılmış ve o zamandan beri hentbol, voleyboldan zıplama gücüne, güreşten fiziksel güce, Amerikan futbolundan taktiklere, atletizmden hıza ve en önemlisi birlikte oynama kabiliyetini gerektiren bir oyun haline dönüşmüş.

Karin Mortensen’i hentbola iten saha içindeki ve dışındaki birlik olmuş ki bu hala geçerli olan bir şey.

”Sahip olduğunuz takım işi benzersizdir ve sporun en vazgeçilmez parçalarından biridir. Oyuncular, sahaya çıkmadan önce sosyal olarak birlikte vakit geçirebilmelidir.” diyor Karin. 5 yaşındayken kendisinin yerel kulübünde oynamaya başlamış, çünkü köydeki tüm kız arkadaşları da öyle yapıyormuş. Bu sebeple Karin Mortensen’in çocukluğunun büyük bir bölümü, son dersten sonra kız arkadaşlarıyla birlikte oynadıkları okulunun yakınındaki çimlerde ve tatil boyunca yarışmaların düzenlendiği ülke çapındaki farklı spor salonlarında geçmiş.

”Her maçı noel akşamını bekler gibi iple çektim. Tüm takım birlikte güzel vakit geçiriyorduk ve maçlar başlamadn önce tatlı paketleriyle dolaşıp diğer takımları dikizliyorduk. İlk ödül, pastel tonlarındaki antrenman eşofmanlarıydı ve onların çoğunu kazandık.”

Karin Mortensen yoluna spor okulunun ardından karşılıksız lig oyunculuğu ve daha sonra ilk profesyonel anlaşmasıyla devam etti. 10 yıl önce birdenbire koçu eline telefonu tutuşturup telefonun diğer ucunda milli koçun olduğunu söyleyene kadar takımıyla antrenman yapıyordu.

Gülerek ”aradığında oturduğuma şükrediyorum” diyor ve sözüne devam ediyor:

Sadece evet,hayır diye cevap verebiliyordum ve kesin olan bir şey vardı ki milli takıma seçilmiştim.”

Ve böylece Karin Mortensen pastel tonlarındaki eşofmanlarını kırmızı ve beyaz formayla değiştirmeyi başarmıştı.