Belgeseller tüm dünyada kurgu filmleri ve televizyon dizileri karşısında zemin kazanıyor. 10 yaşındaki Kopenhag Uluslararası Belgesel Film Festivali, CPH:DOX, Danimarka yapımı belgeselleri dünyanın en iyileri arasına taşıdı.

Anne-Marie Mosbech, Focus Denmark no 3. 2012

Danimarka yapımı belgeseller ödülleri kucaklıyor.

Yeni nesil Danimarkalı belgeselciler şiirsel ve kişisel bir dil kullanarak jüri üyelerinin, alıcıların ve halkın akıllarına ve kalplerine hitap etmeyi başardı.

Dünyanın belgesellere adanmış en büyük film festivali olan Amsterdam’daki Uluslararası Belgesel Film Festivali’nin (IDFA) direktörü Ally Derks, “Danimarka yapımı belgeseller dünyanın en iyileri arasında. Hikaye anlatımları muhteşem!” dedi.

Ama durum her zaman böyle değildi.

On yıl önce Danimarka’da belgeseller televizyon dizileri ve filmlerin gölgesinde yaşıyordu. Tüm gözler 1995 yılında Lars von Trier’ın da içinde bulunduğu dört Danimarkalı yönetmen tarafından başlatılan, daha doğal ve gerçekçi bir atmosfer yaratmayı hedefleyen dogma film akımındaydı. Dogma filmler tüm dünyada ün kazandı ve Danimarka sinemasını ilgi odağı haline getirdi. Ama son zamanlarda gözler hem sinemada hem de televizyonda seyirci kazanan Danimarkalı belgesellere çevrildi.

Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden biri Politiken’de film eleştirmeni olan Kim Skotte’a göre Kopenhag Uluslararası Belgesel Film Festivali (CPH:DOX) bu değişimde büyük rol oynadı. “CPH:DOX önemli bir faktör çünkü kısa süre içinde farklı bir belgesel festivali olduğunu gösterdi,” diyen Skotte, festivaldeki filmlerin sanat ve müzikal filmlerinden farklı unsurları bir araya getirerek veya gerçeği kurguyla harmanlayarak farklarını ortaya koyduklarını da ekledi.

CPH:DOX direktörü Tine Fischer, en iyiler arasında yer alan Danimarka Ulusal Film Okulu ve Danimarka yapımı filmlerin geliştirme, yapım ve dağıtımını destekleyen Danimarka Film Enstitüsü’nün festivalle birlikte önemli bir etki yarattığını düşünüyor: “Üçünün birleşimi bence dünyanın en güçlü belgesel merkezini yarattı ve buna şu anda altın çağ dememek saçmalık olur.”

dox-plakat290

CPH:DOX farklı bir belgesel film festivali olduğunu gösterdi.

Hikayeciliğin sınırlarını zorlamak

Danimarkalı belgeselcilerin çoğu Ulusal Film Okulu’nda, kurgu filmler yapan öğrencilerle yan yana çalıştıkları televizyon fakültesinde eğitim alıyor. Onlardan biri de Phie Ambo. “Danimarka, film dilleri arasında ayrım yapmadığı için eşsiz. Hangi dilin belgesellerde hangilerininse kurgu filmlerde kullanılacağına dair kurallar yok,” diyor Ambo. Ambo’nun 2001 tarihli, genç bir adamın babasını arayışını anlatan, 94 dakikalık Family (Aile) adındaki belgeseli, sinema için üretilen uzun ve yaratıcı Danimarkalı belgesellerden ilkiydi.

Küçük bir endüstrideki yakın işbirliği, Phie Ambo’nun en yeni belgeseli Free the Mind’daki (Aklını Özgür Bırak) film dilinin yaratılmasına yardımcı oldu. Beyinle ilgili araştırmada uluslararası bir isim olan Richard Davidson’ın teorilerini kullanan Danimarkalı yönetmen, travma geçirmiş iki gazinin ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan 5 yaşındaki bir çocuğun hayatlarını normalleştirme savaşlarını anlatıyor.

Bir diğer Danimarka yapımı belgesel Armadillo, ilk kez savaşa giden iki Danimarka askeri hakkında uzun bir psikolojik dram. Yönetmen Janus Metz film hakkında şunları söylüyor: “Filmde daha önce belgesellerde görmediğim güçlü ve özgün sahneler var. Hikayesini anlatmak için kurgu filmlerden teknikler kullanacak kadar cesur olduğu için Armadillo, Afganistan’daki savaşla ilgili bir haber bülteninden çok Apocalypse Now (Kıyamet) ve The Deer Hunter (Avcı) filmlerine benziyor.

Ama belgesel ve kurgu arasındaki sınırlarda dolaşmak her zaman övgüye layık görülmüyor. Çağdaş belgesel film yapımcıları gerçeği belgelemek yerine değiştirdikleri yönünde eleştiriler alabiliyor. Tartışmalara sebep olan televizyon habercisi Mads Brügger de onlardan biri. Brügger son filmi The Ambassador’da (Elçi) sahte bir diplomatik pasaportla Orta Afrika Cumhuriyeti’ne gidiyor ve araştırmacı gazeteci olduğunu gizlemek için diplomat rolü yapıyor.

İskandinav hümanizmi

Belgesellerin kurgu filmlerinin teknikleriyle çekilmesi ve beyaz perde için üretilmesi Danimarka’da nadir olan bir durum değil. Amerikan belgeselci Michael Moore’un 2002 yılında Cannes’da Bowling for Columbine belgeseliyle En İyi Yabancı Film ödülünü almasıyla başlayan uluslararası bir akım. Ama: “Biz Danimarka’da yönetme ve belgeselcilik arasındaki sınır bölgedeki fırsatları görme ve incelemede hızlı davrandık,” diyor film eleştirmeni Kim Skotte.

CPH:DOX direktörü Tine Fischer da, Jørgen Leth, Jon Bang Carlsen ve Anne Wivel gibi deneyimli Danimarkalı belgesel yapımcılarının, bugünün belgeselcileri için altyapı hazırladığını düşünüyor.

“Yeni nesil belgeselciler, onların omuzları üstünde duruyor. Onlarda sanat ve filmin, yönetme ve belgeselciliğin birleşimi ve son derece kişisel ve şiirsel bir şeyler var. Hepsi temel geleneklere dayalı.”

30 yıldır yapımcılıkla uğraşan, Magic Hour Films direktörü Lise Lense-Møller, Danimarkalı belgesellerin İskandinav hümanizminden doğduğunu düşünüyor: “Belgesellerde diğer insanlara ve dünyaya karşılı ilgili olma ve basit sonuçlar sunmadan sorular sorma tutumu hakim.”

Yapımcı Lense-Møller’in de birkaç ödüllü belgeselde imzası var: Michael Madsen’in Finlandiya’da radyoaktif atıkların 100,000 yıl boyunca depolanacağı Onkalo tesisi hakkında olan belgeseli Into Eternity (Sonsuzluğa Doğru) ve Anders Østergaard’ın ülkenin karanlık rejimini inceleyen belgeseli Burma VJ: Reporting from a Closed Country (Burma VJ: Kapalı Bir Ülkeden Haberler) onlardan bazıları.

film

Danimarka yapımı belgeseller hem sinemada hem de televizyonda seyirci kazandı.

Devlet yardımı

Danimarkalı yönetmenlerin sanatsal tutkusu çok büyük ve uzun, yaratıcı belgesellerin maliyeti de oldukça yüksek. Ama Danimarka sineması, belgesellerin geliştirilmesi ve yapımı için Danimarka Film Endüstrisi tarafından yönetilen eşsiz bir devlet fonundan faydalanıyor.

“Bunun kalite üzerinde inanılmaz bir etkisi var. İyi işleri destekliyor,” diyor, Amsterdam’daki 25 yıllık IDFA festivalinin direktörü Ally Derks.

Yapım şirketi Danish Documentary’nin yapımcısı ve ortağı Sigrid Dyekjær da aynı fikirde:

“En iyiler arasında olmamızın nedenlerinden birinin de paramız olduğunu düşünüyorum. Filmlerin yapımı çok başarılı, kamera kullanımı mükemmel ve yüksek bir kalite elde edebilmek için çok çalışıyoruz,” diyor Dyekjær. Dyekjær’in yapım şirketi Free the Mind, Ballroom Dancer (Salon Dansçısı) ve The Good Life (Güzel Hayat) gibi ödüllü ve ticari açıdan başarılı belgesellere imza attı.

Danimarka’nın sık sık film yapımcılığı, dağıtımı ve satışıyla da ilgilenen kamu kanalı Danimarka Yayın Kurumu (DR), uzun ve yaratıcı belgesellerin yurt dışında iyi sattığını belirtiyor.

“Danimarka yapımı belgeseller için artan bir talep görüyoruz. Satış rakamları yıllar içinde gittikçe yükseldi,” diyor, DR Uluslararası Satış sorumlusu Helene Aurø.

Danimarka yapımı belgesellere dünya çapında ilgi var. Satışlarda başı çeken Avrupa’yı, Avusturalya, ABD ve Latin Amerika da yakından takip ediyor. DR tarafından satılan filmlerin yarısından çoğu belgeseller. Janus Metz’in yönettiği, türünde deneysel olan ve 28 ülkeye satılan Armadillo ve Tom Heinemann’ın yönettiği, daha geleneksel olan ve 13 ülkeye satılan gazetecilik belgeseli The Bitter Taste of Tea (Çayın Acı Tadı) onlardan sadece bazıları.

Armadillo580

Türünde deneysel olan Janus Metz belgeseli Armadillo 28 ülkeye satıldı.

Öncü

Bu yıl 10. yaşını kutlayan CPH:DOX film festivali Danimarkalı belgesellere olan uluslararası ilgiyi ciddi derecede teşvik etti. Başkent Kopenhag’ta küçük bir film festivali olmaktan çıkan CPH:DOX, dünyanın en önemli belgesel festivallerinden biri haline geldi. 2003 yılında 11,706 olan ziyaretçi sayısı 2011’de 47,300’e yükseldi. Aynı dönemde uluslararası film endüstrisinden ve basından katılanların sayısı da 25’ten 200’e yükseldi.

CPH:DOX organizatörlerinin festivali daha da akım belirleyici bir pozisyona getirme hedefi var. Bu nedenle mevcut yetenekleri geliştirmek ve dünyanın her yerinden yeni yetenekler keşfetmek için DOX:LAB kuruldu.

Tine Fischer, “Büyük bir festival sadece başkalarının yaptıklarını çoğaltmamalı, aynı zamanda yeni yetenekleri de toplama ve geliştirmeye katkıda bulunmalı,” dedi.