Kazak giyen bir dedektif ve özel hayatı karmakarışık olan bir başbakan dünyada büyük bir seyirci kitlesi kazandı. The Killing, Borgen ve az bilinen bir ülkede geçen, az anlaşılan bir dilin diğer dizileri de dünya çapında seyircileri büyüledi.

Rikke Albrechtsen, Focus Denmark dergisi Haziran 2012

the-killing

Danimarka yapımı bir dizinin ekibine İngiliz başbakanından mektup gelmesi sık görülen bir şey değil. Ama başarılı politika dizisi Borgen’a Downing Street 10 numaradan gelen mektupta David Cameron, dizideki kadın Danimarka başbakanının hayatını zorlaştıran politik ve kişisel entrikaları anlatan diziyi ne kadar beğendiğini yazmış.

İngiliz düşesinin kazak giyen, Danimarkalı, aksi bir polis dedektifinin cinayetleri çözmeye çalıştığı dizi setini ziyaret etmek istemesi pek de sık görülmüyor. Ama suç ve gerilim dolu dizi The Killing’in büyük hayranı olan, Prens Charles’ın eşi Camilla, baharda kocasıyla birlikte Danimarka’dayken dizinin setine gitmek istediğini söyledi. Düşese dizinin ana karakteri Kopenhag polisi Sarah Lund tarafından giyilen İskandinav örgülerine benzeyen bir de hırka hediye edildi.

Danimarka dizileri sadece İngiltere’de değil Japonya, Brezilya, Rusya ve Kore Cumhuriyeti’nde de gittikçe başarı kazanıyor. Özellikle bahsi geçen iki diziye gösterilen uluslararası ilgi herkese sürpriz oldu. Amerikan dizisi 24’e benzeyen, yağmurlu bir Kopenhag’ta ağır tempoda ilerleyen The Killing ve Amerikan dizisi The West Wing’in Danimarkalı versiyonu olarak görülen Government, Danimarka’da çok ünlü olan diziler. Ama yurt içindeki başarının yurt dışına da bu şekilde yayılması nadir bir durum. Danimarkalı dramlar 2000li yıllar boyunca uluslararası alanda tanınıp, ABD’de birçok Emmy Ödülü kazandı ama bu iki dizinin başarısı tüm beklentilerin ötesine geçti.

İki dizinin de yapımcılığını üstlenen Danimarka’nın kamu kanalı DR’ın uluslararası satış sorumlusu Helene Aurø, “Danimarka yapımlarına ilgi büyük, bu ilgi son yıllarda daha da arttı,” diyor.

Aurø, Danimarka’nın normalden daha çok ilgi gördüğü Cannes’daki geleneksel uluslararası MIPTV fuarından yeni döndü. İlgi o kadar büyümüş ki, uluslararası alıcıların Danimarka dramlarına olan isteklerini karşılamak için eski dizileri araştırdığını söylüyor Helene Aurø. Önceden başka Danimarka dizilerinin de yurt dışına satıldığını ekleyen Aurø, talebin yeni boyutlara ulaştığını belirtiyor.

“Şu anda satışlar iyi çünkü seyirciler belli küresel diller dışındaki dizileri de orijinal dillerinde izlemek istiyor. Böylece piyasa da sürekli değişiyor,” diyor Aurø.

Government

Borgen, politikacılar, akıl hocaları, basın ve halk arasındaki etkileşimi anlatıyor.

İlginç konular

DR kanalında kurgu bölümünün başı olan Nadia Kløvedal Reich, Danimarka dizilerine olan büyük ilginin Danimarka ve İskandinavya’nın cinsiyet, kariyer ve toplum konularında dizilerdeki hikaye ve karakterlere de yansıyan özel anlayışından kaynaklandığını düşünüyor.

“Danimarkalı kadınların iş gücü piyasasına meslek edinmek için erken çıkmasının ve çocuklarımızın da kreşlerde büyümesinin bir anlamı var. Bu durum hem politik yanı olan hem de aile ve toplum arasındaki ikilemleri gösteren hikayeler anlatabilmemizi sağlıyor,” diyor Nadia Kløvedal Reich. Örneğin Borgen’ın bir bölümünde, kızı ruhsal bozukluk yaşarken kadın başbakan uluslararası bir anlaşmazlığı çözüyor. The Killing de her bölümün kendi içinde sonuçlanan bir hikaye olduğu suç ve gerilim dizileri geleneğinden uzaklaşıyor.

Kurgu sorumlusu Reich, “Bir hikayeyi 20 bölümde anlatan ilk yapımlardandık, böylece daha ilginç ve zorlayıcı konuları inceleme şansımız oldu,” diyor.

The-killiing2 (1)

Danimarka’nın Afganistan savaşındaki rolü The Killing’in hikayesinin bir parçası.

İskandinav suç-gerilim akımı

The Killing, Government ve diğer İskandinav suç-gerilim dizilerinin Benelüks devletlerindeki satışlarından sorumlu dağıtım şirketi Lumiere’in yöneticisi Jan de Clercq, ilk 20 bölümün biraz zorlu geçtiğini söylüyor. İsveçli yazar Stieg Larsson’ın Milenyum Üçlemesi ve Henning Mankell’in Kurt Wallander romanlarının öncülük ettiği İskandinav suç-gerilim akımı Danimarka dizilerinin yolunu açıyor, ama seyircilerin bu kadar fazla bölüm boyunca ekrana bağlı kalacağını kimse düşünmüyordu.

“Birkaç yıl çabaladım,” diye açıklıyor, The Killing dizisinin televizyon haklarını satmakta sorunlar yaşayan Jan De Clercq. Ancak önde gelen Hollanda gazetelerinden biri diziyi köşe yazılarında ve internet sitesinde tanıtmaya başladıktan sonra süreç hızlanmış. “3,000 civarı satacaklarını düşündüler ama sonuçta 10,000 DVD setinden fazla sattılar,” diyor de Clercq.

Yoğun ilgi o zaman başladı ve bugün The Killing Benelüks’te Danimarka’dan daha çok satılıyor. Televizyon kanalları da bu akıma ayak uydurmak zorunda kaldılar. “İskandiav dizilerinin kalitesine dikkat çekme konusunda The Killing Benelüks’te yayınlanan en önemli diziydi,” diyen de Clercq, The Killing ve Borgen’ın senaryo ve türden beklentileri daha fazla olan seyircilere yönelik olduğunu düşünüyor.

“İnsanlar Amerikan ve İngilizlerin klişe suç-gerilim hikayelerinden sıkılmaya başladılar.”

Evrensel problemler

İki diziyi de yayınlayan Fransız-Alman kanalın Fransız kurgu bölümünün başı Marie-Cathrine Marchetti de durumdan memnun. “Avrupa dizileri genelde Amerikan hastane veya suç-gerilim dizilerini kopyalıyorlar. O tür yapımlar da diğerlerine pek ilginç gelmiyor,” diyor Marchetti.

Marchetti temelinde bir cinayetin soruşturmasıyla alakalı olmasına rağmen The Killing’in kendini suç-gerilim formülünden ayırdığını, çünkü dizinin aynı zamanda bir ailenin kaybını ve bir kadının da kariyeri ve ailesi arasında seçim yapma mecburiyetini de inceliyor. The Killing’in Amerikan versiyonu Fox tarafından AMC kanalı için yeniden çekildi. “Dizinin Amerika’da yeniden yaratılması ne kadar özgün bir hikaye olduğunu gösteriyor,” diyor Marie-Cathrine Marchetti.

Marchetti Borgen’la alakalı olarak da dizinin konusunun yerel olmasına ve Danimarka’da azınlık devletindeki zorlukları anlatmasına rağmen politikacılar, akıl hocaları, basın ve halk arasındaki ilişkilerin birçok ülkede tartışıldığını düşünüyor.

Borgen’da incelenen tüm problemler, politika sistemlerinde farklar olsa da batı dünyasının tamamını etkiliyor,” diyen Marchetti, Fransız gazetelerinde yazan bazı siyasal analistlerin en son başkanlık seçimi ve dizinin kurgusal dünyası arasında paraleller gösterdiğini de ekliyor.

Government2

Borgen’da, kızı ruhsal bozukluk yaşarken kadın başbakan uluslararası bir anlaşmazlığı çözüyor.

Gerçek dünyadan yardım

Medya tarihi ve özellikle televizyon dizileri hakkında araştırma yapan Aalborg Üniversitesi profesörü Gunhild Agger, Danimarka yapımı dizilerin son zamanlarda gördüğü büyük ilgiyi dizilerde ülkenin sınırlarını aşan evrensel temaların işlenmesindeki başarıya bağlıyor.

Ayrıca Helle Thorning-Schmidt 2011’de, kurgusal meslektaşından bir sene sonra, Danimarka’nın ilk kadın başbakanı olunca Borgen gerçek dünyadan da yardım almış oldu.

“Dizi, politikacılarımızı gerçek hayatta etkileyen bazı sorunları incelediği için kadın başbakan seçilmesi geriye dönük bir tahmin gibi oldu,” diyor Gunhild Agger.

Agger ayrıca Danimarka’nın son 10 sene içinde dünyadaki anlaşmazlıklarda daha aktif bir rol oynamasının dizilere de yansıdığını düşünüyor.

“Dizinin yapımcıları hem Danimarka’da hem dünyada yaşanan problemlere duyarlı davranıyorlar. Bu özellikle Afganistan’daki savaşı da hikayesine ekleyen The Killing’de görülüyor,” diyen Agger, Borgen’da da yabancı politikalara göndermeler yapıldığını ekliyor.

“Danimarka, Irak ve Afganistan konularına dahil olmadan önce bu diziler ikna edici olmazdı. Bunun bir önceki örneği de Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sırasında Danimarka’yı işgal etmesiydi çünkü o zaman da insanlar durumun ciddiyetini hissettiler.”

Borgen uluslararası başarı yakalamış olsa da dizinin ilk başta öyle bir şey amaçlamadığını söylüyor yapımcı Camilla Hammerich. Esas amaç genelde ailelere yönelik olan Pazar günleri akşam 8 yayın diliminde, DR kanalında yayınlanabilecek bir dizi yapmaktı. O saatte yayınlanan dizi bazı haftalarda Danimarka nüfusunun neredeyse yarısını ekran başına topladı.

Dizilerin hedefi Danimarka toplumunu temsil etmek ve kendilerini finanse eden lisansla ulusal bir tutarlılık sağlamak. Gençliğinde Danimarka’nın en ünlü dizilerinden Matador’da rol almış olan Camillla Hammerich, Borgen’ın uluslararası alanda bu kadar dikkat çekeceğini hayal etmemiş. “Amacımız Danimarka halkının ilgisini politikaya çekmekti,” diyor.

“Dizinin Brezilya’da ve Kore Cumhuriyeti’nde yayınlandığını bilmek inanılmaz ama aynı zamanda son derece mutluluk verici. Küçük bir ülkede küçük bir televizyon kanalı olduğumuzu düşünürsek çok tatmin edici bir durum.”