Una Canger

Ölmek Üzere Olan Bir Dilin Peşinde

Dilbilimci Una Canger, neredeyse tamamen sözlü olarak var olan Nahuatl dilinin nasıl yazıya aktarılacağı paradoksuyla hayatı boyunca uğraştı. Canger şöyle diyor: ‘’ Bu dili tanımladığımda, var olmayan bir şeyi tanımlıyorum. Aynı anda hem var olan hem de olmayan bir dil.’’

Kasım 2012’de Meksika hükümeti Canger’e (evlenmeden önce Rasmussen, d. 14 Mayıs 1938) kültürel katkılarından dolayı Aztec Eagle nişanını verdi. Bu nişan Meksika’nın yabancılara verdiği en yüksek onur ödülü olmakla birlikte önceden ödülü alanlar arasında U2 grubunun solisti Bono, Bill ve Melinda Gates ve Nelson Mandela da var.

Canger’in bir Mezoamerikan Aztek dili olan ve avokado ve domates gibi sözcüklerin kökenini aldığı Nahuatl diline olan ilgisi Amerika’da başladı. Küçük bir kızken, Massachusetts Institute of Technology ve Yale’e ders vermeye gelen Danimarkalı bir mimar olan babası Steen Eiler Rasmussen’e eşlik ederdi. Canger Kızılderililer ve onların kültürel tarihleriyle ilk kez Amerika’da tanıştı.

Una Canger

Una Canger

‘’Dilin ne olduğunu anlamak için, birbirinden tamamen farklı dilleri araştırmak istediğimi biliyordum.’’
Canger Danimarka’dayken Kopenhag Üniversitesi’nin Dilbilim bölümüne başladı ve bölümdeki ilk kadın öğrenci oldu. Önce Fransızca öğrendi, daha sonra da Lehçe öğrenmek için UNESCO bursu kazanmadan önce İspanyolca öğrendi.

Ona Berkeley’in Kızılderili dillerinin merkezi olduğunu söyleyen bir Amerikalıyla tesadüfen karşılaşması sonucunda, mezun olduktan sonra ne yapacağına karar verdi. Amerikalı Yahudilerin İkinci Dünya Savaşı’ndaki yardımlarından dolayı başlattığı ‘’İskandinavya’ya Teşekkürler’’ bursu için başvurdu ve kazandı. Kopenhag’daki Amerikan Kadınları Kulübü’nden gelen fazladan para yarıyılı geçirmesi için yeterliydi. Böylece eşi ve iki küçük kızıyla Kaliforniya’ya taşındılar.

‘’Para konusunda her zaman sıkıntı yaşıyorduk.’’
Canger sonraki dört yıl boyunca Avrupalıların karşılaştırmalı dilbilim yaklaşımlarını ve Amerikalıların Franz Boas önderliğindeki daha antropolojik yaklaşımlarını bağdaştırmayı öğrenerek çok sıkı çalıştı. Doktorasını yaparken Danca, Lehçe ve diğer yabancı öğrencilere İngilizce dersi vererek geçimini sağladı. Kaldıkları ilk dairelerinde on üç kediyle birlikte yaşıyorlardı ve boş zamanlarında kızlarından pire ayıklıyordu.

‘’Bir dilbilimci bağlam dışında bir dili araştırdığımı nasıl söyleyebilir?’’
Alan çalışması yapma zamanı geldiğinde, Canger bir diğer Maya dili olan Mam dilini seçti. İlk önce seçiminden şüphe duydu. ‘’Chicago’da bir uzman buldum,’’ diyor Canger. ‘’ Bana Todos Santos’ta elektrik olmadığını ve böceklerin olduğunu ve oraya ailemle birlikte gidersem bunu başaramayacağımızı söyledi.’’
Üniversite, Mam dilini bilen birini köyünden yakındaki daha büyük bir kasabaya getirmesini tavsiye etti fakat Canger bu fikri kabul etmedi. Dili konuşulduğu köyde birebir duymak istedi. Canger, 1947 model cipe bir düdüklü tencere, bir paket yulaf ezmesi ve ailesini de alarak Guatemala’ya gitti.

Bir yıl sonra, ailenin üç gün boyunca cipte mahsur kalmasına sebep olan toprak kaymasını atlattıktan ve muz almak için rom takas ettikten sonra Canger’in tezini tamamlaması için Berkeley’e geri döndüler. Daha Ronald Reagan’ın diplomasındaki imzası kurumadan Orta Amerika’ya geri döndü. Bu sefer Meksika, Chiapas’a gitti. Canger burada bir şeyi fark etti: Berkeley’deki iş teklifine rağmen nerede olmak istediğini biliyordu.

‘’Ben Danimarkalıyım. Danimarkalı. Orada kalsaydık ailem için hayat çok farklı olurdu.’’
Eve dönüş. 1970 yılında, Canger Kopenhag Üniversitesi’nde dilbilim dersleri vermeye başladı. Mam dilini öğretmeye başladıktan sonra, öğrenciler Nahuatl dilini öğrenmekte ısrarcı olunca Nahuatl’a geçti.

Danimarkalı öğrenciler neden dünyanın öbür ucunda konuşulan çok az kişinin bildiği bir dili öğrenmek istiyordu?
Nahuatl dili çok iyi bir şekilde kaydedildiği için uzun zamandır bilim insanlarının ilgisini çekmekteydi. 1521’in başlarında İspanyollar Meksika’yı sömürgeleştirdiğinde ve Yeni İspanya olarak adlandırdıklarında, Nahuatl Latin alfabesi kullanılarak yazıya geçirildi. Örneğin, oldukça sıra dışı bir belge olan ve Aztek hayatını anlatan 2,400 sayfalık Florentine Codex, Fransiskan bir rahip ve onun yerel araştırma görevlileri tarafından Nahuatl dilinde yazılmıştır.

Canger neredeyse kırk yıldır Yerli Amerikan Dilleri ve Kültürleri bölümünde öğretmenlik yapıyor. Öğrenciler arasında yalnızca geniş Nahuatl bilgisiyle değil, aynı zamanda akademik dergileri inceleme yöntemiyle de ünlü. Bunu yapmanın ‘’kolay bir iş’’ olmadığını söylüyor. ‘’Öğrenciler akademik hayatın bu çok önemli kısmına alışık değil, yalnızca düzenlemeleri ve ilgi çekici unsurları görüyorlar. Öğrencilere materyallere analitik bir şekilde yaklaşmayı, okumayı değil analiz etmeyi, kaynakçalarını ve ne kadar iyi yazıldıklarını, kullanılan resimlemeleri analiz etmelerini öğretiyorum.

Bütün bunlar basit gibi gözükebilir fakat 2005’te öğrencileri onu ‘’Yılın Öğretmeni’’ seçti.
‘’Nahuatl birçok şey demek. Lehçeler hakkında benim kadar bilgiye sahip çok az kişi var, çünkü çok fazla yere gittim.’’

Canger 2008’de emekli oldu ve Meksika’ya düzenli olarak seyahat etmeye, Nahuatl dilini kaydetmeye, farklı lehçeleri analiz etmeye, bir sözlük projesine katkıda bulunmaya ve oradaki arkadaşlarıyla görüşmeye devam ediyor. Sandaletlerinin yanında, 1993’te yayımlanan kitabının fazladan birkaç kopyasını da getiriyor. Bu özel kitap, Coatepec Costales’teki bir adam ve unutulmaya yüz tutmuş zanaatı; agav ağacının etli yapraklarından yaptığı renkli omuz çantaları hakkında.

Güzel ve kalın kâğıda basılan kitap, İngilizce, İspanyolca ve Nahuatl dilinde yazıldı. Gurur ve neşeyle karşılanan kitap, Canger’e göre ‘’Nahua’ya daha geniş bir bakış açısıyla birazcık daha özsaygı aşılamanın bir yolu’’ ayrıca komşu İspanyolların davranışlarına da bir çeşit karşı çıkış. Canger Nahuatl dilinin kaybolmasına en büyük tehdidi hem İspanyolların hem de Nahuaların düşünce şeklinin oluşturduğunu söylüyor. ‘’ Bu, dile karşı olan tavırla alakalı değil. Bu, güç sahibi insanlara ve Kızılderililere karşı olan tavırla alakalı bir şey.’’

Sözel bir dili yazıya geçirme konusuna gelince, kelimelerin yarattığı görsel etkiyi bir kenara bırakma fikri Canger’i hala büyülüyor. ‘’ Meksika’da mutfağımda oturuyorum, insanları konuşurken dinliyorum ve harfleri aklımdan çıkarmaya çalışıyorum.’’

Editör, Çevirmen: Dilara Baytekin
Hacettepe Üniversitesi
İngilizce Mütercim Tercümanlık