Søren Kierkegaard ( Danimarkalı Yazarlar )

1813-55 yılları arasında yaşayan Søren Kierkegaard, 1849 yılında ‘’Dâhiler fırtına gibidir. Rüzgâra karşı giderler, insanları dehşete düşürürler ve havayı temizlerler,’’ diye yazdı. Kendisini dahi olarak görüyordu ve zekâsını ‘’azınlıkta’’ olmasına bağlıyordu.

Søren Kierkegaard her zaman başkaldıran bir insan oldu; egemen düzene karşı geldi, çünkü gerçeğin yalnızca azınlıkta bulunabileceğine inanıyordu. Çoğunluğa, soyuta karşıt olarak somutu, ‘’birey’’ i koydu.
Søren Kierkegaard tüm hayatı boyunca Kopenhag’da yaşadı. Nytorv’da, babasının dindarlığı ve hüzünlü halinden etkilenen tuhaf bir çocukluk geçirdi.

Søren Kierkegaard ( Danimarkalı Yazarlar )

Søren Kierkegaard ( Danimarkalı Yazarlar )

1830-40 yılları arasında Kopenhag Üniversitesi’nde tanrıbilim okudu. Bu uzun süre içinde tanrı bilim ikinci planda kaldı ve onun yerini edebiyat, tiyatro, politika ve felsefe aldı. Çocukluğuna hâkim olan katı ve ağırbaşlı Hristiyan görüşlerine çok zıt bir hayat yaşadı. Fakat 1838’de dini bir uyanış yaşadıktan ve babasının ölümünden sonra bir kez daha tanrıbilime ağırlık verdi ve Temmuz 1840’ta mezun oldu.

Søren Kierkegaard, iki ay sonra kendinden dokuz yaş küçük Regine Olsen’le nişanlandı ama ‘’dini açıdan, çocukluğundan beri Tanrı’ya söz verdiği’’ için onunla evlenemezdi. Gergin geçen on üç ayın sonunda, Ekim 1841’de nişanı attılar.

Bu mutsuz ilişkisi hayatının geri kalanı boyunca etkisini sürdürdü ve 1843 yılında aynı gün yayınlanan Either-Or ve Two Edifying Discourses eserlerini yazmasını sağladı. Bununla birlikte 1838 ‘de Hans Christian Andersen’ın Only a Fiddler adlı romanının eleştirel analizi olan From the Papers of One Still Living adlı ilk kitabı yayınlandı. 1941 yılında da On the Concept of Irony adlı doktora tezini yayınladı.

Søren Kierkegaard’ın felsefi, psikolojik, dini ve Hristiyanlıkla ilgili yaklaşık kırk adet eseri iki döneme ayrılır: 1843-46 ve 1847-51 dönemleri. İlk dönemde Either-Or ve öğretici söylemlerin yanında Fear and Trembling, The Concept of Anxiety, Philosophical Fragments and Concluding Unscientific Postscript gibi, sonuncusu iki dönem arasındaki geçişi temsil eden eserleri de vardır.

İkinci dönem, Hristiyanlıkla ilgili eserlerinin olduğu dönemse, Works of Love, Christian Discourses, The Sickness unto Death and Practice in Christianity eserlerini içerir. Bunlara ek olarak çalışma şekline ve ‘’sahne arkası provalarına’’ ışık tutan, 1833-1855 yılları arasında tuttuğu günlükler ve 64’e yakın not defteri de vardır.

Søren Kierkegaard, eserlerinde varoluşun çeşitli ihtimallerinden, özellikle de ‘’varoluşun katmanları’’ olarak adlandırdığı üç ana evresinden bahseder: estetik, etik ve dini evre. Bu evreler gerçek Hristiyanlara yetersizliklerini gösterir. İnsan yalnızca kendini yaratan Tanrı’yla bağlantı kurarak özgünlüğünü kazanır ve ancak İsa’ya olan inancını ve günahlarının O’nun tarafından affedileceğini kabul ettiğinde gerçek benliğine ulaşır. Fakat bunlara ek olarak bir Hristiyan gibi davranmak da gerekir. Böylece gerçek her zaman eylemde gerçek olur, inancın her zaman eserlerde inanç olması gibi.

Søren Kierkegaard kendini ‘’Hristiyanlığı tanıtma’’ görevini almış dindar bir yazar olarak görüyordu. ‘’Havayı temizlemek’’ istiyordu, tüm duyu yanılsamalarını ve ikiyüzlülüğü kazımak ve ‘’Yeni Ahit’teki Hristiyanlığın’’ yolunda ilerlemek istiyordu. Bunu temel alarak, hayatının son yıllarında kilise otoritelerine ve resmi olarak vaaz verdikleri Hristiyanlığa saldırdı. ‘’Kiliseyle olan savaşına’’ 1854 yılının sonunda gazetede yayınlanan makaleleriyle başladı ve dirayeti, radikal fikirleri ve gazetecilik yeteneğiyle The Moment 1-9 adını verdiği kitapçıklarla devam etti.

Ekim 1855’te hasta ve tükenmiş bir şekilde sokakta yığıldı kaldı ve beş hafta sonra öldüğü hastaneye götürüldü. Søren Kierkegaard’ın ünü eserlerinin Almanca’ya çevrilmesiyle Danimarka sınırlarını aştı ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında eserleri uluslararası önem kazandı. Søren Kierkegaard, diyalektik tanrıbilim, varoluşçu felsefe, diyalog felsefesi ve varoluşçu tanrıbilim konularında büyük bir ilham kaynağı oldu.

1960’lardan 1980’lerin ortasına kadar popülaritesi azaldı, fakat o zamandan beri çalışmaları hem bilim insanları hem halk arasında, ulusal ve uluslararası alanda özellikle Marksist düşünce ve hayat görüşlerine sahip ülkelerde yeniden doğdu.

Buna ek olarak dilbilimsel felsefe, olgu bilim, yazın kuramı gibi yeni bilim dallarında tekrar keşfedildi. Kierkegaard’a gösterilen bu yenilenmiş ilgi hayatın hem bilimsel hem de felsefi olarak, aynı zamanda etik ve varoluşsal olarak bir bütün şeklinde anlaşılmasına duyulan özlemle kısmen bağlantılı. Benzer olarak, bireyin anlamını, ahlakın temellerini ve din/Hristiyanlık ve toplum arasındaki ilişkiyi sorgulayan temel sorulara aranan cevaplarla da ilgili.

‘’İki çeşit dahi vardır. Birincisi çok güçlüdür ama bir türlü ilham gelmez, diğeri ise kendisini kısıtlayan ya da gücü zapt eden yansımayla ayırt edilir. Fakat ilham onda çok daha yoğundur; hızla ve kararlılıkla seçilmiş bir bölgeyi vurur ve ölümcüldür.’’ Søren Kierkegaard ikinci gruba giren bir dâhiydi.

Editör, Çevirmen: Dilara Baytekin
Hacettepe Üniversitesi
İngilizce Mütercim Tercümanlık