“Pembe kıyafetlerle geliyorlar fakat bir ay sonra ceplerinde kurtlarla dönüyorlar.”
-Philippa Stasiuk

Stockholmsgave Merkezi’nde pedagogb olan Maud Hyde üç yaşındaki bir çocuğun orman anaokuluna başladığında neler olduğunu anlatıyor. Danca udflytterbørnehave tam anlamıyla “şehir ana okulundan başka yere taşınma” anlamına geliyor.

Orman veya doğa merkezli okullar dünyaca yeni bir konsept olmamasına rağmen İskandinavya’da bu tarz okullar bol bol bulunuyor. Danimarka Orman ve Doğa Kurumu’na göre Danimarka ana okullarının yüzde ondan fazlası ormanlarda ya da diğer doğal alanlarda kurulmuş. Bu 500 ve diğer okulların çevreleri değişik olsa da hepsi doğal dünyayı çocuk gelişiminin merkezine koyuyor.

Forest preschool

Ülkenin büyüyen Jægersborg Geyik Parkı’nın girişinde bulunan Stockholmsgave Merkez Ana Okulu müdiresi Søren Emil Markeprand, ” Danimarka yeşil bir ülke. Dışarıdaki alanımız oldukça geniş. Aynı zamanda organik gıdalar tüketiyoruz ve doğa sadece benim için değil çocuklarım için de bir değer.” diyor.

Soğuk bir bahar sabahına rağmen, Stockholmsgave Merkezi’ndeki çocuklar sabahlarını dışarıda geçiriyor. Kışlık montlarını astıktan sonra da tavuk yumurtası toplamaktan, kuş yuvaları hazırlamaktan ve gübrenin hazır olup olmadığını kontrol etmekten kızarmış yanaklarıyla tahta zemine yayılıyorlar.

Periyodik labirent yarışı ve balık yemi olarak da kullanılan evcil hamamböcekleri kitaplıklarının üstündeki sandıkta geziniyorlar. Odanın bir diğer tarafında çocuklar sırayla pegagoğun avucundaki sekiz fare yavrusunun derisine dokunuyor.

Orman okullarındaki çocukların daha az hastalandığını ve tırmanmayla denge kurmayı daha çabuk öğrendiğini gösteren araştırmaları örnek gösteren Markeprand, doğanın iyi olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Bir çocuk arkadaşları ile sosyalleşebileceği alanı olduğunda daha iyi gelişiyor. Evet, burada bir bahçe yetiştiriyoruz ama aynı zamanda çocukların da iyi yetiştiğinden emin oluyoruz.”

Forest preschool

Orman Ana Okullarının Tarihi

Kopenhag Üniversitesi’nde araştırmacı olan Niels Ejbye-Ernst’e göre, Danimarka’nın kayda geçmiş ilk doğa okulu 1950’de, Ella Flatau adında bir kadının kurduğu “Yürüyen Anaokulu”nda ormanda yürüyüş yapmak günlük programın içinde yer alıyordu. Birkaç yıl sonra, anneler çocuklarını Kopenhag’ın yoğun mahallelerinden alıp kırsak bölgelere götürecek okullar organize etmeye başladılar.

1970’lerde, Danimarkalı kadınlar İspanyol paça pantolonlarını giyinerek çalışma yaşamına katılmalarıyla yerel hükümetlerde,çocuk bakımıyla ilgili taleplerde artış oldu. Doğa temalı ana okullar da dahil pek çok okul açıldı.

Markeprand’a göre orman ana okullar sadece temiz hava değil aynı zamanda Kopenhaglıların banliyölere taşınmaktan ziyade şehirde kalmaları için de bir neden.

Forest preschool

Civciv Operasyonu

Danimarka’daki her ana okulu çocuk yardımını devletten tahsis etme seçeneği vardır. Stockholmsgave Merkezi’ndeki pegagolara göre, tavuklar çocukalara doğayı öğretmede en önemli adımlardandır.

Hyde, “Çocuklar süpermarketlere gidiyorlar ve tavuk eti görüyorlar ama nereden geldiklerini bilmiyorlar.” diyor.

Başka bir pegago, Mark Lundberg ise “Hamburger diye yedikleri şeyin bir zamanlar yaşayan bir inek olduğunu bilmiyorlar. Ebeveynler zor şeyleri çocuklarına söylemekte pek de iyi değiller.” diyor.

Bunun önemli bir ders olduğuna öğretmenler hem fikir oldu. Bu yüzden, geçen bahar, civcivler yumurtadan çıktıktan sonra çalışanlar bahçeye bir kümes yaptı ve çocuklar da büyüyen civcivleri böcekler ve solucanlarla beslediler. Fakat civcivler altı aylık olduktan sonra ders değişmeye başladı.

“Başından beri civcivleri keseceğimiz belliydi,” diyor Hyde. “Sona yaklaştıkça çocukların da bunu görmesini istedik.”

Markeprand ekliyor, “Pedagoglar ve ebeveynler arasında oldukça tartıştık. Bu doğanın bir parçası. Tavuklar iyi bir yaşam sürdü ve canlarını almak kabul edilebilir. Bunu yapmak istemiyoruz ama bu yaşamın bir parçası.”

Bu yüzden, bir sonbahar sabahı, hayvancılıkta deneyimi olan pedagog Lundberg ve çocuklar ile bir daire oluşturduk. 60 çocuktan sadece bir tanesinin ailesi tarafından izlemesi yasaklanmıştı.

“Çocuklara bütün süreçten bahsettim,” diyor Lundberg. “Şimdi tavuğa bir şey hissetmemesi için başından vuracağım. Şimdi başını keseceğim.” Başından beri konuştuğumuz için hiç de korkunç değildi. Çocuklar heyecanlanmıştı. Şimdi yeni civcivlerimiz var. Küçük çocuklara onları yiyeceğimizi söylediğimde bana inanmıyorlar.”

Bazı çocuklar, tavuğun tüylerini yolmak için toplaştılar. Bir çocuğun tepkisi projenin başarılı olduğunu açıkça gösteriyor. Bu küçük oğlan tüyleri kopartıp, “Aa, içeride tavuk var,” dedi.