Danimarka’nın İşgali

“Burası Londra… Şuanda, Montgomery’nin Hollanda, Kuzeybatı Almanya ve Danimarka’daki Alman ordularının teslim olduklarını açıkladığı bildirildi.”

Bunlar BBC Danimarka’nın 4 Mayıs 1945’te 20:30’da yaptığı yayındaki sözlerdi. Almanya’nın Danimarka’daki beş yıllık işgalinden bahsediyorlardı ve bu radyo yayını o zamandan beri yakın Danimarka tarihinin en mutlu günlerinden birinin en önemli sembollerinden biri oldu.

Danimarka, Almanya tarafından 9 Nisan 1940’ta işgal edildi. Hitler Danimarka’nın kendisiyle özel olarak ilgili değildi ancak ordusunun Norveç’e saldırmasını kolaylaştırmak için ülkeyi ve hava üslerini kontrol etmesi gerekiyordu. Bununla birlikte Danimarka Almanya’nın müttefik akınından koruyan defans hattının bir parçasıydı.

Fiili işgal Almanya için bir zorluk teşkil etmemişti. Bir kaç saatlik bir çatışmadan sonra Güney Jutland’daki Danimarkalı askerler teslim oldu ve Danimarka hükümeti Alman işgal kuvvetleriyle müzakereler yapmaya başladı.

İşgal, Danimarka’nın iş birliği isteği ve Almanya’nın Danimarka’yı katı bir şekilde yönetmeye olan isteksizliği sayesinde ilk başlarda nispeten daha barışçıl geçmişti. Hükümet ofisinde kaldı, meclis işine devam etti ve mahkemeler dahil hem iç politika hem de merkezi otoritelerin yönetimi çoğunlukla Danimarka’nın ellerindeydi. Yine de polis kuvvetleri Alman işgalcilerle iş birliği yapmak zorundaydı. Nüfusun tamamının işgale açıkça karşı olmasına rağmen, aynı zamanda durumla akılcı bir tavırla baş etmek için de politik bir istek vardı. “İş birliği siyaseti” olarak bilinen bu zaman dilimi 1943’e kadar devam etti. İş birliği siyasetinin en büyük başarılarından biri bu zaman boyunca Danimarka Yahudilerinin acı çekmemiş olmasıydı.

Yükselen Direniş

1943’de Danimarka’da seçimler yapıldı ve sonuç demokratik partilerin açık bir zaferiydi. O zamanlarda, Danimarka halkı Alman işgalinden gittikçe daha fazla hoşnutsuz oluyordu ve bu 1943 yazında geniş çaplı saldırılara ve sivil kargaşaya neden oldu. Almanlar yanıt olarak sabotajcılara ölüm cezası vermeye karar verdi, Danimarka hükümeti buna karşıydı. 28 Ağustos’ta Almanya ve Danimarka hükümeti arasındaki anlaşma bitti ve Almanya Danimarka’da olağanüstü hal ilan etti.

Kopenhag, Danimarka'nın kurtarıcısı, Mareşal Bernard Montgomery

Kopenhag, Danimarka’nın kurtarıcısı, Mareşal Bernard Montgomery

Yeni politik durum Danimarka’nın artık bir çok bakımdan Alman Dışişleri Bakanlığı’nın kurallarıyla yönetildiğini gösteriyordu. Ekim ayında Danimarka’daki tüm Yahudilerin sınır dışı edilmesine karar verildi. Fakat bu, halk ve ortaya çıkan direnme hareketi tarafından önlendi ve Danimarka Yahudilerinin çoğunu tarafsız olan İsveç’e göndermeyi başardılar.

Bu büyüyen bir direniş hareketinin başlangıcıydı. Danimarkalı sabotajcılar demiryollarını ve Almanlarla iş birliği yapan şirketleri havaya uçurdu, yasadışı basın büyüdü ve müttefik ülkeler Danimarka’yı gittikçe daha fazla yanlarında saymaya başladılar.

1944 yazında tekrar Danimarka çapında işgalin sert tarafının başlangıcına işaret eden genel saldırılar düzenlendi. Danimarka polisi dağıtıldı ve 2000’e yakın polis toplama kamplarına gönderildi. Sabotaj eylemlerine Alman askerler tarafından neredeyse rastgele intikam cinayetleri olan “temizlik cinayetleri” de dahil olan saldırılarla yanıt verildi. Neredeyse tüm ürünlerde kıtlık vardı ve polisin yokluğundan dolayı suç aşırı yaygındı. Fakat çoğu insan için Almanya’nın savaşı kaybetmesi an meselesiydi.

Özgürlük

4 Mayıs 1945 akşamı özgürlük bildirimi ilan edildiğinde insanlar Danimarka bayrağı “Dannebro”yu dalgalandırarak ve karartma perdelerini yakarak sokaklara akın etti. Bir çok insan ayrıca spontane bir şekilde pencerelerine yanan mumlar koydular. Bu şimdi bile bir çok Danimarkalı tarafından sürdürülen bir gelenek oldu.

Danimarka 5 Mayıs’ta Field Marshal Bernard Montgomery tarafından yönetilen İngiliz kuvvetleri tarafından etkili bir biçimde özgürlüğüne kavuşturuldu. Fakat, sadece 4 gün sonra Rus Ordusu Almanlarla çatıştıktan sonra Bornholm Adası’nı işgal etti. Ve Ruslar 1946 nisanında kendi istekleriyle adayı terk edene kadar ada özgürlüğünü elde edemedi.

Özgürlükten sonra müttefiklerin Danimarka’yı ne olarak kabul edecekleriyle ilgili bir belirsizlik vardı. İşgalin ilk yılları Almanlarla iş birliğiyle nitelendirilmişti. Danimarka, örneğin Norveç’in aksine, savaşa girmeyi bilerek reddetmişti. Fakat, neticede Danimarka asıl olarak Almanya’ya karşı savaşın son yıllarındaki direnişiyle müttefik olarak görülmüştü.

Lukketpgaglaede

Savaş boyunca bombalama, isyanlar ve Almanların intikam cinayetleri sonucu 900’e kadar sivil ölürken, 850 civarında da Danimarkalı direniş savaşçısı öldürüldü. Buna ek olarak, 600 kadar Danimarkalı (260’ı direniş savaşçısı) toplama kamplarında ölürken, asıl savaşta 19 asker öldü ve 23’ü yaralandı. Savaşta Danimarka’nın en büyük kayıpları yaşandı. 1850 denizci hayatını kaybetti, bunlardan yaklaşık 900’ü müttefikler tarafında savaşıyordu ve ayrıca 2000 kadar Danimarkalı asker Alman servisinde öldürüldü.

Alman işgali, savaşın bitmesinden itibaren Danimarka’daki toplumsal müzakereler üzerinde büyük bir etki bıraktı. Özellikle ilgi çeken soru Danimarka’nın Alman işgalcilerle olan iş birliğinde ileri gidip gitmediği ve bu strateji yoluyla kazanılan avantajların ilk baştaki direniş eksikliğini haklı çıkarıp çıkarmadığı olmuştur.

Editör, Çevirmen : Elif Eylül Nazik
Hacettepe Üniversitesi
İngiliz Dili ve Edebiyatı